Organik Tarım

Organik tarım nedir?
Şehirlerin süratle sınırlarını genişleterek ekim alanlarını sarıp, ortadan kaldırması, hızlı üretim ve para kazanma hırsı uğruna kullanılan aşırı hormon ve kimyasal gübreler, GDO lu ürünler, son dönemde tüketicilerin kullandıkları veya tükettikleri şeyler hakkında daha bilinçli olmalarını sağlamıştır. Bununla birlikte dünyada ve Türkiye’ de tarım ile gıda tüketiminde organik tarım ve buna bağlı olarak organik ürünler önem kazanmaya başlamıştır.

Organik tarım, günümüz şartlarının tarımcılıkta insan sağlığına fazla önemsemeyen çeşitli ilaçlama, gübreleme vb. kimyasal girdili yetiştirme tarzlarından ayrılarak ortaya çıkan alternatif tarım sistemdir. Bu organik tarım sisteminde hormon, ilaçlama ve sentetik gübrelemeler yerine bitki atık değerlendirilmesi, hayvan gübrelemesi gibi uygulamalar yapılmaktadır. Organik tarımda tabi ki sadece gübreleme ve ilaçlama konusundaki hassasiyet yoktur. Yetiştirilecek olan ürünün tohumundan (genetiği değiştirilmemiş, radyasyona maruz kalmamış, organik üründen elde edilmiş olmalı) yetiştiriciliğe, ambalajlama, depolama gibi birçok safhada organik ürün hakkını kazanabilmek için kriterler vardır. Çevre ve canlılar ile dost üretim şekli olarak çiftçi, toprak, bitki arasında gelişen yeni ve farklı bir yaşam kültürüdür. Çeşitli ülkelerde organik tarımın farklı tanımlamaları vardır. Örneğin Almanya’ da ekolojik tarım, Fransa’ da biyolojik tarım, İngiltere’ de ekolojik tarım vb.

organik-tarim

Nüfusun artışı ile doğru orantılı olarak gıda ihtiyacının da artması, verimli toprakların sanayileşme ile fabrikalara ve yerleşim alanlarına çevrilmesi sonucu kalan tarım alanlarında maksimum üretim için alternatifler geliştirildi. Bunlardan biri de, üretiminin ekonomik oluşu, kullanım kolaylığı ile ekilmiş olan ürünlerin hastalıklardan, böceklerden, küflerden, mantarlardan koruyan tarımsal ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlara genel bir ad olarak pestisit adı verilmiştir.

Tarım alanlarında yoğun olarak kullanılan bu pestisitlerin, zaman içinde çevreye ve insanlara karşı zararları görüldükçe ürün için yasaklamalar gündeme gelmiştir. Ancak ihtiyaca göre çeşitleri bulunan pestisitlerin halen binlerce türü yasal olarak kullanılmaktadır. Yaklaşık olarak 17 bin tür pestisit bulunmaktadır.




Kullanım şartları dışında yanlış ve çok kullanılan bu kimyasallar, tarımsal ürünlerde kalıntı bırakırlar. Tüketilen gıda maddelerinden insan vücuduna giren bu kalıntıların başta kanser, kısırlık olmak üzere birçok zararlı etkisi kanıtlanmıştır. Aşırı kullanılan pestisitler toprakta birikir. Bitkiler tarafından emilen bu kalıntılar insan vücuduna girer. Bitkiler tarafından emilmeyen pestisitler yağış ile su kaynaklarına karışırlar. Böylece balık gibi su altı canlılarının aracılığı ile başka bir yoldan insan vücuduna girerler. Ayrıca fazla pestisit birikimi ile yüksek risk oluşturan ürünlerin başında; Elma, armut, şeftali, bezelye, domates ve marul gelmektedir.
Artık birçok ülkede pestisitlerin kullanılmasının azaltılması için kanunlar çıkarılmaya başlanmıştır. Birçok Avrupa ülkesi bu konuda öncülük yapmaktadırlar.

Neden Organik tarım yapılmalı ve Organik Ürünler kullanılmalı
-Öncelikle organik tarım ürününün tadı, çok daha farklı, olması gereken lezzetlidir.
-Ekolojik tarım için firmalar, ürünlerini tarladan satışa kadar olan bütün kademelerde belirlenmiş olan standartlara uyarak üretim yapma zorunluluğu bulunmaktadır.
-Organik ürünlerde o üründe olması gereken tüm vitamin ve minareller bolca bulunmaktadır.
-Doğal tarım ürünlerinde yapay, kimyasal gübreler kullanılmadan ve tabi ki birçok şartlar yerine getirilerek insan sağlığına zarar vermeyecek şekillerde üretilmektedirler.
Bu yiyeceklerde kalp krizi, migren ve hiper aktivite gibi sağlık problemleri ortaya çıkaracak maddeler içermez. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda Migren ataklarının gerçekleşme nedenlerinden bir tanesinin de hücrelerdeki düşük Magnezyum miktarı olduğu saptanmasıdır. Organik ürünlerde magnezyum oranının %29 daha fazla olması da, migreni olan kişilerin neden organik ürünlerle beslenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
– Antibiyotik kullanımının da kesinlikle yasak olması nedeni ile organik hayvan ürünlerinde kimyasal madde kalıntıları yok denecek kadar az veya hiç yoktur.
-Dünya’ da hastalıkları önleme amacı ile hayvanlarda kullanılan antibiyotik oranının %85 olması bu konunun önemini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır.
-Organik tarım toprağında karbon konsantrasyonun yüksektir. Karbonu fazla olan topraklar daha fazla su tutar. Bu da daha az su kullanılması anlamına gelmektedir.
-Ekolojik tarım her şeyi doğal oluşum içinde yapmayı amaç edindiği için su ve toprağı korur. Örneğin, organik tarımda kimyasal gübreler kullanılmadığı için zararlı maddeler sulama ile yeraltı sularına karışmazlar. Ayrıca daha fazla su tutma imkanı olan organik gübreler, minerallerin akıp gitmeden kalmasını sağlaması ile tuz oranının yükselerek toprağın çölleşmemesini sağlar.
-Genetiği ile oynanmış ürünler kullanılmaz.
-Üretim maliyetleri standart tarıma göre daha düşüktür.
-Standart tarımda aynı ürün ekilerek toprağın verimliliği düşürülmesine neden olur. Oysa Organik tarımda ekim nöbeti ile toprak zenginleştirilip verimlilik arttırılmaktadır.
-Ekolojik Tarımda çalışma ortamı daha sağlıklıdır.
-Eko köy ve eko turizm çiftçilere yeni gelir imkanları oluşturur.
-Organik tarım ürünlerinin ihracatında diğer ürünlere göre daha fazla kazanç sağlanmaktadır.
-Kimyasal gübre gibi fiyatı artan ürünlerin hiç kullanılmaması ile maliyet daha düşük tutulabilmektedir.
-Normal yapılan tarıma göre ekolojik tarımın enerji ihtiyacı  %45 daha azdır.
-Anne sütünden bebeğe, alınan gıdaların üretimi sırasında kullanılan hormonlar, suni gübreler vb. maddeler nedeni ile ayrıca şampuan kozmetiğe kadar olan ürün yelpazelerinden yaklaşık olarak 350 çeşit kimyasal madde geçebilmektedir. Bu yüzden artık 0-3 yaşına kadar organik ürün kullanımının mecbur tutulması tartışmaları yapılmaktadır.
-Çevre ve doğal yaşam için daha duyarlı sonuçlar doğurur. -Araştırmalar zaman zaman organik ürünlerde, geleneksel tarım ürünlerine göre çok daha az miktarlarda pestisit gibi kalıntıların olduğunu göstermiştir. Az miktarda rastlanan bu kalıntıların geleneksel tarım yapılan komşu tarlalardan sızdığı görülmüştür.
-Tarımda kullanılan sentetik gübre, bir kısır döngü ile her sene daha fazlasının kullanılmasına neden olarak maliyet arttırmaya ve toprağın verimini azaltmaya başlar

Türkiye’ de Organik – Ekolojik Tarım
Ülkemizde Organik tarım 1984 yıllarında Avrupa’ daki gelişimin tersine yabancı firmaların talebi doğrultusunda, Ege bölgesinde Kuru üzüm ve incir ile organik tarım başlamıştır. Sonrasında ise fındık, kuru kayısı ile diğer illerimizde de gelişmeye başlamıştır. Satış kanallarının artması ile de her geçen sene ürün çeşitliliği ve üretim miktarı artmaktadır. 2012 verilerine göre yaklaşık 43 bin çiftçi, 442 bin hektarda organik tarım yapmıştır.

Ekolojik Tarım hareketini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla 1992 yılında Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) kurulmuştur. Aynı yıl içinde İzmir’de yapılan “2. Akdeniz Ülkelerinde Ekolojik Tarım Konferansı”, ETO tarafından organize edilmiştir. Bu şekilde ekolojik tarım alanında ülkemizde yeni bir süreç başlamış olup, İzmir bu hareketin merkezi durumuna gelmiştir.
Organik tarımın öneminin her geçen gün artması ile istihdam edilecek kişi sayısı her geçen gün artmaktadır.

Türkiye’ de daha çok organik tarım ihracat için gelişmektedir. İç pazarda ise gelişim yavaş olmaktadır. Bunun nedeni geniş ürün yelpazesinin olmaması, ürün fiyatlarının diğerlerine göre daha yüksek olması ve tüketicilerin organik ürünlerin farkını (doğal ürün, hormonsuz ürün, köy ürünü ile organik ürün farkı) tam olarak bilememesidir.

Günümüzde ülkemizde ekolojik hayvancılık yapan işletme sayısı yok denecek kadar azdır. Bununla birlikte son yıllarda Doğan Holding tarafından Kelkit Havzasında başlatılan ekolojik süt sığırcılığı projesi ülkemizde ekolojik hayvancılık konusunda yürütülen en büyük ulusal projedir.
Organik su ürünleri için ise Rize’ de “organik alabalık” üretimi için çalışmalar yapılmaktadır.

Organik ürün alırken nelere dikkat etmeliyiz?




Türkiye’ de organik ürünlerin üretiminden satışına kadar bütün kontrol ve denetimi yapan tek yetkili yasal kuruluş Tarım ve Köy işleri bakanlığıdır. Tarım ve Köy işleri bakanlığının yetki verdiği (organik ürün sertifikası için) sertifikasyon kuruluşları, organik üretim yerlerini yılda en az 2 kere olmak üzere denetime tabi tutar. Organik ürün sertifikaların geçerlilik süresi 12 ay olup, izinlerin devam edebilmesi için sürenin bitmeden gerekli olan işlemlerin yeniden yapılması gerekmektedir.

Aldığımız ürünün adının ne olduğuna bakılmaksızın öncelikle kanunlarda belirtildiği üzere 2 logoya bakmamız gerekmektedir.
Birincisi, Tarım ve köy işleri bakanlığının ( Türkiye Cumhuriyeti Organik Tarım) logosu,
İkincisi ise denetçi organik tarım sertifikası kuruluş logosudur.

Yurtdışından gelen ithal ürünlerin üzerinde o ülkeye ait farklı organik tarım sertifikası bulunmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest